Kimler Mesul Müdür Olabilir? Bir Sorumluluğun Yükü
Hayat bazen sorumluluklarla gelir. Bir gün, sabah güneşinin ışıkları pencerenin arasından sızarken, Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürüyordum. Her şey normal, her şey sakin. Ama o an kafamda sadece bir şey vardı: Kimler mesul müdür olabilir? Yani, gerçek anlamda mesuliyet, kimlerin sırtına yüklenmeli? Bu soru, günlerdir içimde bir yerlerde dönüp duruyordu.
Bir Anlık Karar
Geçen hafta, eski bir arkadaşımla karşılaştım. Burada, Kayseri’de, bazen insanlar yıllarca görmediği arkadaşlarıyla sokakta aniden karşılaşabiliyor. Kısa bir selamlaşmadan sonra, konuştuklarımız beni bir süre düşündürdü. O an, sorumluluk hakkında içimde beliren şüpheler, aklımı kemirmeye başladı.
Arkadaşım, bana bir iş teklif etti. Hem de böyle, aniden. “Senin işin, bu işi yapabilecek tek kişi sensin” dedi. Ne demek istediğini anlamadım bir an. İkimizin de ortak olduğu bir projede, o kadar belirsiz, o kadar karmaşık bir noktaya gelmiştik ki, bir şeyleri sorumluluk olarak almak, gerçekten de çok büyük bir yük gibi geliyordu. Hani, bazen bir şeyin sorumluluğunu almak, o kadar ağır olur ki, sadece düşüncesi bile insanı tüketir.
“Kimler mesul müdür olabilir?” sorusu aklımdan geçmeye başladı. Bir işin, bir projenin sorumluluğunu almak demek, sadece o işe odaklanmak mı, yoksa o yükle birlikte yaşamayı kabul etmek mi?
Anlatılacak Bir Hikaye: Gençlik ve Sorumluluk
Bir an, birkaç yıl önceki bir zaman dilimine gittim. O zamanlar, Kayseri’deki o eski kafede çalışıyordum. Her gün gelen müşterilerle tanışıyor, onların hikayelerini dinliyordum. Ama bir gün, bir müşteri geldi. Yaşı ilerlemişti, belki 50’lerinde falandı. Gözleri derin, sanki hayatın ne kadar ağır olduğunu anlatan bakışlarla doluydu.
“Benim de bir sorumluluğum vardı,” dedi, çayını yudumlarken. “Bir zamanlar, mesuliyetin ne demek olduğunu hiç anlamadım. Ama zamanla her şeyin iç yüzünü gördüm. Sonunda anladım ki, gerçek mesuliyet, bir şeyin üstünü örtmek değil, onu doğru şekilde taşımak demek.”
O cümle, kalbime derin bir iz bıraktı. O zamandan beri, sorumluluk kavramını sorguluyorum. “Kimler mesul müdür olabilir?” Bu soruyu hep sordum kendime. Çünkü mesuliyet, bazen öylesine ağır gelir ki, bir insanın içindeki gücü keşfetmesine neden olur.
İçsel Bir Yük: Sorumluluğun Ağırlığı
Geçenlerde, bir arkadaşımın bana bir konuda yardım etmesini istedim. İşin içine girmek, ona yardımcı olmak, bazı şeyleri düzeltmek gerekiyordu. Ama o kadar çok şey vardı ki! O kadar çok iş vardı ki, hepsine yetişmek neredeyse imkansız gibi görünüyordu. Ne kadar denesem de, her şeyin üstesinden gelmeye çalışırken bir noktada tükeniyordum.
Bir yanda, etrafımdaki insanlar bana güveniyor, bekliyordu. Ama diğer yanda, içimdeki sorumluluğu taşımanın ne kadar zor olduğunu hissediyordum. Bu içsel çatışma beni yıpratıyordu. İşte o an, “Kimler mesul müdür olabilir?” sorusu bir kez daha kendini gösterdi. Kim bu yükü taşımak için gerçekten hazır? Kim gerçekten o sorumluluğu hakkıyla taşıyabilir?
Kimler Mesul Müdür Olabilir?
Bir gün, bir arkadaşım bana şöyle demişti: “Sorumluluk, sadece yapman gereken işler değil. O, hayata karışmak, insanlara dokunmak, onlarla bir şeyleri paylaşmak. Asıl mesuliyet, insanların hayatlarına etki edebilmek, onlara bir şeyler katabilmek.”
İşte o cümle, bana her şeyi açıklamıştı. Gerçek mesuliyet, sadece bir işi ya da bir projeyi yapmakla ilgili değil. Kimler mesul müdür olabilir? Belki de, hayatın sorumluluğunu taşıyanlar, başkalarına değer katmayı en iyi bilenlerdir. Hayatla, insanlar ve duygularla etkileşimde olanlar. Çünkü, gerçekten mesuliyet taşımak, her şeyin ötesinde, insanlara faydalı olmakla ilgilidir.
Sonuç: Mesuliyetin Anlamı
Şimdi, Kayseri sokaklarında yürürken, aklımda hep o eski soruyu soruyorum: Kimler mesul müdür olabilir? Mesuliyet, bazen bir yük, bazen bir ödül olabilir. Ama en önemli şey, o yükü taşırken kaybolmamaktır. Çünkü kimse bir başkasının sorumluluğunu tek başına taşıyamaz. Hepimiz birlikte, ama kendi sınırlarımız içinde, o sorumluluğu taşımalıyız.
Günlük hayatımda, bu soruyu her an sormak, bana hatırlatıyor: Gerçek mesuliyet, başkalarına değer katabilmek, onların hayatlarına dokunabilmektir. Bu yüzden, her birimizin bir sorumluluğu vardır. Ama belki de en önemli sorumluluk, kendi içsel huzurumuzu korumak, başkalarına da bunu öğretmektir.