Seçicilik: Hayatın Güçlü Seçimleri
Bir sabah, Kayseri’nin serin havası hafifçe içeri sızarken, elimde bir kahve, pencerenin kenarına oturmuş, dışarıdaki hareketliliği izliyordum. Hayat, sanki bir seçimler yığınıydı ve her an, her hareket bir başka seçimin peşinden sürüklüyordu beni. Seçicilik ya da “selectivity” dediğimiz şey, aslında hepimiz için derin bir anlam taşıyor. Kimimiz ilişkilerde, kimimiz iş hayatında, kimimiz de hayatta karşımıza çıkan seçenekler arasında neyi seçeceğimizi bilmeden adım atıyoruz. Bazen, seçimlerimiz kim olduğumuzu şekillendiriyor, bazen de biz farkına varmadan her seçim bir hayal kırıklığına yol açıyor. Ama bu da hayatın bir parçası, değil mi?
O Anki Seçim: Kendi Yolumda Mı Gidiyorum?
Birkaç hafta önce, Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken bir düşünce aklıma düştü: Peki ya hep doğru seçimi yapıyor muyum? Ya hep kaybolan fırsatlar sadece yanlış seçimlerimden dolayıysa? Hayatımda böyle anlar olur, bir anda neyi seçmem gerektiğini anlamazsınız. Ve bir karar verirsiniz, sonra o kararın, bir anlamda, size doğruyu göstermesi beklenir. Ama bazen de olur, yanlış seçimi yaparsınız. O zaman ne olur? Tüm o hayal kırıklıkları birikmeye başlar, değil mi?
Geçen yaz, bir arkadaşım bana bir iş fırsatı sundu. Fakat bu fırsat, içinde çok fazla belirsizlik barındırıyordu. Onun yerine daha güvenli, daha bilindik bir yolu tercih ettim. Ama, bir hafta sonra, o iş teklifini kabul eden arkadaşımın ne kadar mutlu olduğunu gördüm. İçimden “Acaba, ben doğru seçimi yaptım mı?” diye geçirmeye başladım. O an, Seçiciliği fark ettim; sadece bir tercihte bulunmak değil, her seçimle beraber bir yol açmak ve o yolda kalmak zorundasınız.
Seçicilik ve Hayal Kırıklığı: Gerçekten Güçlü Seçimler Yapıyor muyum?
Hayal kırıklığı, bazen seçimlerimizin bir yansımasıdır. Yani, seçtiğimiz yolda ilerlerken yaşadığımız küçük aksilikler, sonuçta bizi doğru ya da yanlış yapmaz; sadece bizi daha iyi şekillendirir. Düşünsenize, bir seçim yaparsınız ve o an her şey doğru gibi görünür. Ama sonrasında, o seçimin sonucuyla karşılaşırsınız. Bu an, her zaman beni bir tür duygusal karmaşaya sürüklerdi. Ne hissettiğimi anlamaya çalışırken, kalbimde bir boşluk oluşur. “Belki de yanlış seçimi yaptım” diye düşünürken, bir yandan da içimde bir umut ışığı yanmaya başlar. “Belki de bu seçim, beni doğruya götürecektir” diye umut ederim.
Seçiciliğin Gücü: Kendi Yolunu Bulmak
İşin asıl sırrı şu: Seçicilik, sadece “doğru” seçimi yapmaktan ibaret değil. O an neyi seçtiğiniz, hangi yolun sizi beklediği kadar, o yolu nasıl benimsediğinizle de ilgilidir. Bir seçim yaptıktan sonra, o seçiminizi sahiplenmek gerekir. Mesela, bazı insanlar bir iş seçer, sonra her gün “Acaba başka bir işte olsaydım ne olurdu?” diye düşünür. Oysa bir yol seçildiyse, onu sonuna kadar sahiplenmek gerekir. Bu sahiplenme, bazen acı verir, bazen de umudu besler.
Ve şu an, buradayken, kaybolan her fırsatın aslında bir seçim olduğunu kabul etmek zorundayım. O anı, o kararı verdiğimde ne hissettiğimi hatırlıyorum. O an, her şeyin net olduğu, her şeyin mümkün olduğu bir andı. Ama şu an, geriye bakınca o kararların beni nasıl şekillendirdiğini, beni nereye götürdüğünü görüyorum.
Sonuçta Seçicilik Nedir?
Seçicilik, bir anlamda hayatın minik anlarında kendini gösterir. Belki de bu yüzden çok önemlidir. Seçicilik, bizlerin kendi yolumuzu bulmamıza yardımcı olan bir araçtır. Seçimlerimiz bazen bizi hayal kırıklıklarına sürükler, bazen de büyük bir umudu doğurur. Ama asıl mesele, o anlarda duyduğumuz duygularda gizlidir. Seçicilik, bir kararın verdiği bir duygu değil, bir yolculuğun içinde kaybolan küçük anların birleşimidir.
Ve belki de hayat, o minik seçimler ve duygularla şekillenir. Şu an neyi seçtiğimiz, neye karar verdiğimiz önemli değil, önemli olan, her seçimle birlikte içimizde büyüyen duygular ve her bir adımda karşılaştığımız yeni umutlardır. Seçicilik, bu duygularla şekillenir. Seçim yapmak, hayatı anlamak demektir. Ve anlam, bence her anın içindedir.