İçeriğe geç

Körlük konusu nedir ?

Merhaba Efelerteknoloji ziyaretçileri! Günümüzün konusu: “Körlük konusu nedir”. Hazırsanız başlayalım!

Körlük konusu nedir? Görmeyen Gözlerden Daha Fazlasını Anlatan Sarsıcı ve Mizahi Bir Hikâye

Körlük konusu nedir? İlk Bakışta Basit, İçine Girince Derin Bir Soru

Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile kafanızın içinde yaşamaya devam eder. Hatta bazen öyle bir devam eder ki sabah kahvaltı yaparken bile kendinizi karakterlerin yerine koyarsınız. Ben de böyle anlarda biraz fazla düşünürüm. Arkadaşlarım bana bazen “Sen çay içerken bile hayat sorguluyorsun” der. Haklı olabilirler. Çünkü normal bir insan çayını içer, “Şeker fazla kaçmış” der. Ben ise “Acaba hayatın tatlılık oranı da böyle mi ayarlanıyor?” diye düşünmeye başlayabilirim.

Tam da bu noktada karşımıza çıkan eserlerden biri olan Körlük insanın sadece gözleriyle görmediği, bazen aklıyla ve vicdanıyla da göremediği şeyleri anlatır. Peki, Körlük konusu nedir?

Körlük, Portekizli yazar José Saramago tarafından kaleme alınan ve insan doğasını oldukça sert ama bir o kadar da düşündürücü şekilde ele alan bir romandır. Hikâye, adı bilinmeyen bir şehirde aniden ortaya çıkan gizemli bir körlük salgınıyla başlar. Ancak bu körlük bildiğimiz karanlık değildir. İnsanlar siyah bir boşluk görmek yerine “beyaz bir körlük” yaşamaya başlar. Yani gözlerini kapattıklarında karanlık değil, yoğun bir beyazlıkla karşılaşırlar.

İlk duyulduğunda biraz garip geliyor, değil mi? İnsan “Körlük beyaz olur mu?” diye düşünüyor. Ama zaten kitabın gücü burada başlıyor. Saramago bize sadece gözlerin görmesini değil, insanların gerçeği fark etme kapasitesini sorgulatıyor.

Görmek ve Fark Etmek Arasındaki Büyük Fark

Günlük hayatta hepimiz bir şekilde körlük yaşıyoruz. Tabii fiziksel anlamda değil. Bazen yanımızdaki insanın üzgün olduğunu fark etmiyoruz. Bazen çevremizdeki sorunları görmezden geliyoruz. Bazen de kendi hatalarımızı öyle profesyonelce saklıyoruz ki kendimiz bile inanıyoruz.

Mesela İzmir’de arkadaşlarla otururken klasik bir sahne yaşanır. Herkes birbirine hayat tavsiyesi verir.

“Abi bence insan kendini geliştirmeli.”

Bunu söyleyen kişi beş dakika sonra telefonunda üç saat boyunca rastgele videolar izler.

Ben de bazen böyleyim. Başkasına disiplin tavsiyesi verirken kendi odamda sandalyenin üzerinde duran kıyafet yığınıyla göz göze gelirim. O kıyafetler bana bakar, ben onlara bakarım. İkimiz de gerçeği biliriz ama kimse konuşmaz.

İşte Körlük konusu nedir? sorusunun en önemli cevaplarından biri burada saklıdır: İnsan bazen gözleri açıkken bile görmek istemediği gerçeklere karşı kör olabilir.

Salgın Başlıyor: İnsanlık Küçük Bir Sınavdan Geçiyor

Romanda ilk kör olan kişi trafikte arabasının içinde bekleyen sıradan bir adamdır. Bir anda görüşünü kaybeder ve bu olay kısa sürede büyük bir salgına dönüşür. Devlet bu duruma çözüm bulmak için kör olan insanları karantinaya alır.

Başlangıçta herkes düzenin devam edeceğine inanır. Çünkü insanlar genellikle kriz anlarında bile “Bir şekilde düzelir” demeyi sever.

Benim de böyle bir huyum var. Telefon şarjım yüzde ikiye düşer, “Bir saat daha gider” derim. İnternet kesilir, “Belki gelir” derim. Buzdolabında sadece yarım limon ve eski bir yoğurt kalır, “Yemek çıkar bundan” diye düşünürüm.

İnsanın umut etme yeteneği gerçekten güçlüdür. Ama bazen gerçekler kapıyı çalar.

Romandaki karakterler de benzer bir durum yaşar. Düzen yavaş yavaş bozulmaya başlar. İnsanlar alıştıkları kurallardan uzaklaşır. Medeniyet dediğimiz şeyin aslında ne kadar hassas bir yapı olduğu ortaya çıkar.

Bir toplumun güçlü görünmesi kolaydır. Asıl mesele, herkes zor durumda kaldığında insanlığını koruyabilmesidir.

Doktorun Karısı: Görmenin Sorumluluğunu Taşıyan Kişi

Romandaki en önemli karakterlerden biri doktorun karısıdır. İlginç olan şudur: Salgın herkesi kör ederken o kişi görmeye devam eder.

Ancak bu durum onun için bir avantajdan çok büyük bir sorumluluk haline gelir.

Çünkü görmek bazen büyük bir yük olabilir.

Hani arkadaş grubunda herkes bir konuda yanlış karar verir, siz de aslında ne olacağını tahmin edersiniz ya… İşte o anda iki seçeneğiniz vardır:

Ya susarsınız.

Ya da “Ben demiştim” diyerek ortamın en sinir bozucu insanına dönüşürsünüz.

Ben ikinci seçeneğe bazen fazla yaklaşırım. Sonra kendi kendime “Tamam, haklı olmak güzel ama sürekli haklı çıkmaya çalışmak neden bu kadar yorucu?” derim.

Doktorun karısı da gördüğü gerçekler karşısında büyük bir mücadele verir. O sadece çevresindeki insanlara yardım etmekle kalmaz, aynı zamanda insanlığın karanlık taraflarıyla da yüzleşir.

Körlük Sadece Gözleri Değil, Vicdanları da Etkiler

Romanın en çarpıcı taraflarından biri, insanların zor şartlar altında nasıl değişebileceğini göstermesidir.

Normal zamanlarda oldukça sakin ve düzenli görünen insanlar, büyük bir krizle karşılaştıklarında farklı yüzlerini gösterebilir.

Bu durum gerçek hayatta da böyledir.

Mesela trafikte herkes sakin görünür. Ama biri yanlışlıkla önünüze geçtiğinde içimizde küçük bir trafik canavarı uyanabilir.

“Ben aslında çok sakin bir insanım.”

Bunu söyleyen kişinin beş dakika sonra korna savaşına girdiğini görürüz.

İnsan karmaşık bir varlıktır. İçinde hem iyilik hem bencillik bulunur. Hangi tarafın ortaya çıkacağı ise çoğu zaman şartlara bağlıdır.

Körlük konusu nedir? sorusunun altında aslında şu soru yatar:

“İnsan, sahip olduğu düzen tamamen kaybolduğunda hâlâ insan kalabilir mi?”

Mizahi Bir Gözle Körlük Üzerine Düşünmek

Her ne kadar roman oldukça ağır ve düşündürücü bir konuya sahip olsa da hayatın içinde böyle konulara biraz mizahla yaklaşmak bazen nefes aldırır.

Çünkü insan garip bir varlıktır. En ciddi anlarda bile küçük komik detaylar bulabilir.

Düşünsenize, büyük bir kriz yaşanıyor ve biri hâlâ günlük alışkanlıklarını sürdürüyor olabilir.

“Dünya değişti ama kahvemi içmeden kendime gelemiyorum.”

Bu cümle bana çok tanıdık geliyor. Çünkü bazen hayat ne kadar karışırsa karışsın sabah kahvesi ritüelimiz devam eder.

İnsan belki de böyle ayakta kalır. Küçük alışkanlıklarla, küçük umutlarla ve bazen anlamsız görünen küçük mutluluklarla.

Körlük Romanının Vermek İstediği Mesajlar

Körlük, sadece bir salgın hikâyesi değildir. Aynı zamanda toplum eleştirisidir.

Roman bize insanların birbirine nasıl davrandığını, gücün nasıl kullanıldığını ve korkunun insan davranışlarını nasıl değiştirdiğini gösterir.

Bir anlamda bize şunu sorar:

“Eğer kimse seni görmüyorsa, nasıl davranırsın?”

Bu soru oldukça rahatsız edici olabilir.

Çünkü insanların büyük bölümü başkalarının gözündeki imajını önemser. Nazik görünmek isteriz, anlayışlı görünmek isteriz, iyi biri olarak bilinmek isteriz.

Ama asıl mesele kimse bakmazken ne yaptığımızdır.

Mesela evde yalnızken yere düşen çorabı kaldırmayan ama misafir gelince evi mükemmel temizleyen insanları düşünün.

Evet, hepimizin içinde biraz böyle bir taraf var.

Günümüz Dünyasında Körlük Ne Anlama Geliyor?

Bugün teknoloji çağında yaşıyoruz. Her gün binlerce bilgiye ulaşıyoruz. Haberleri görüyoruz, insanların hayatlarını izliyoruz, dünyanın farklı yerlerindeki olaylardan haberdar oluyoruz.

Ama gerçekten görüyor muyuz?

Bazen sosyal medyada saatler geçirip hemen yanımızdaki insanın nasıl hissettiğini fark etmeyebiliyoruz.

Bir arkadaşımız “İyiyim” dediğinde gerçekten iyi olup olmadığını sormuyoruz.

Çünkü bazen en kolay şey bakmak, en zor şey ise görmektir.

Körlük romanının etkileyici olmasının nedeni de budur. Kitap yıllar önce yazılmış olsa bile anlattığı meseleler hâlâ güncelliğini korur.

Sonuç: Körlük, İnsan Olmanın Zor Taraflarını Anlatır

Körlük konusu nedir? diye sorulduğunda sadece “Bir körlük salgınını anlatan roman” demek yeterli olmaz. Çünkü eser aslında insanın kendisiyle, toplumla ve vicdanıyla yaptığı büyük bir hesaplaşmayı anlatır.

José Saramago, okuyucuya basit bir felaket hikâyesi sunmaz. Bunun yerine insan doğasının güçlü ve zayıf yönlerini gösterir.

Bazen okurken rahatsız eder, bazen düşündürür, bazen de insanın kendi hayatına bakmasını sağlar.

Belki de en önemli mesaj şudur:

Gözlerimiz açık olabilir ama gerçekten görmek için sadece bakmak yetmez.

Anlamak gerekir.

Empati kurmak gerekir.

Ve en önemlisi, insanlığımızı kaybetmemek gerekir.

Çünkü asıl körlük, gözlerin görmemesi değil; kalbin ve zihnin gerçeğe kapanmasıdır.

Efelerteknoloji sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Körlük konusu nedir” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.pembeseker.com.tr https://pigo.com.tr https://panta.com.tr Sitemap
ilbet mobil girişbetexper girişbetexper giriş